Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz
| Yazarın Diğer Yazıları | Yazarın Özgeçmişi |

Türk üreticisi tarımsal biyoteknolojiden yararlanabilecek mi?


.
30-Ekim-2009 Cuma- Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

 TÜRK ÜRETİCİSİ TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİDEN YARARLANABİLECEK Mİ?

Dünyada 125 milyon hektara ulaşan transgenik çeşitlerin üretim alanına karşın Türkiye’de bu konuda herhangi bir kıpırdama yoktur. Uluslararası otorite kuruluşların sakıncasız bulduğu GDO ürünleri bir çok ülkenin tarımında adeta  çığır açarken, ülkemiz olaya uzak kalma sevdasına düşmüştür. Şüphesiz bunda, tarımsal ürün ihracatında ilk sıralarda bulunan AB ülkelerin yaklaşımının takip edilmek istenmesi etkili olmuştur. Halbuki İspanya onyıllardır trangenik mısır ekimini sürdürmekte ve şu anda birçok AB ülkesinde 100.000 Hektarı aşan alanda transgenik ürün tarımı yapılmaktadır.

Biyoteknolojinin kaymağını yiyerek tarımını şahlandıran üç ülkenin durumlarına kısaca bir göz atalım:

·   Arjantin biyotek soya ile 2 milyon Ha ikinci ürün alanını devreye soktu.

·    Hindistan biyotek pamukla son beş yılda ekim alanını ikiye, üretimini üçe katladı;

·    Çin biyotek tohumluğun yarısını ulusal düzeye üretebilmiş ve teknoloji ihracatına başlamışır. Diğer yönden yıllık tarımsal ilaçlama esnasındaki ölümlü kazalarını da 250’den 50’lere düşürmüştür;

Bu gelişmeler karşısında diğer ülkeler üreticisini transgenik çeşitlere kavuşturmak için neler yapıyor, bir göz atalım:

·  Brezilya uluslararası bir firmaya özel çeşit siparışı veriyor;

·  Pakistan tüm ulusal ıslahçı firmalarına ücretsiz dağıtmak üzere bir gen satın alıyor!

Peki bu artılarına rağmen neden Türkiye gibi bazı ülkeler tüketime dahi hayır diyen Zimbawe durumuna düşmektedirler,

Günümüzde kararlar biligi akışının hız ve şiddetine göre sağlıklı ve hızlı verilmektedir. Dünyada sansasyonal haber değeri ile Frankeshtein gıdalara adı karışan biyotek ürünlerle ilgili sağlıklı bilgilenme beklenemezdi. Türkiye de bundan nasibini almış ve salt bu ve benzeri nedenlerle biyogüvenlik yasasını bu güne kadar çıkaramamıştır. Bunda siyasi partilerin dünya gerçeklerini hiçe sayarak olayı kendi lehlerine kullanma girişimleri,  yönetim birimlerinin güç kazanma savaşları etkili olmuştur. 

 

1.Türkiye’de bu konu neden sahipsiz kaldı?

Türkiye tarımının uzun vade planlarını yapacak siyaset üstü bir organizasyonumuz yoktur. Türk  bilimine yön vermesi beklenen TÜBA gibi kuruluşlar bile Vizyon 2023’de  “2016 yılında mısır tohumluğunun  % 50’si yerli firmalarca karşılanacaktır” gibi gerçekleşme şansı olmayan saptamalara gitmişlerdir.

Tarımımıza yarınını yönlendirmesi beklenen kuruluşlara bir göz atalım:

·  Tarım Bakanlığı politika dışına çıkamaz (son çıkan Tohumculuk Yasasın uygulanışı!);

·   ZMO kendini bir türlü politika üstüne  taşıyamamıştır;

·  Üretici Birlikleri günü kurtarma çabalarını aşıp, fikir üretecek danışmanlık mekanizmalarını  hareke  geçirebilecek düzeye erişememişlerdir. İtalyan Çeltik Üretici Birliğinin kurduğu araştırma merkezi ile AB’nin tükettiği indika çeşitleri geliştirerek çeltik alanını 200000 Ha’ın üstüne çıkarmıştır;

·   Türk tarımının geleceğini biçimlendirecek ve biyoteknoloji gibi konularda  söz sahibi olması gereken aslında TZOB’dur. Bu güne kadar neden sessiz kaldığı anlaşılamamıştır;

·  Fikirlerinden dünya çapında yararlanılan Türk tarım uzmanları ise Türkiye Tarımının yarınına yön verecek bir çatı arayışındadırlar.

 

2.Geç kalmakla neler kaybediyoruz?

İran yaprak yanıklığına dayanıklı transgenik çeltik genotiplerini geliştirirken, Mısır işin tekniğini Aftrika ülkelerine öğretmek için programlar uyguluyor. Çünkü kurağa dayanıklı transgenik buğday hatlarını tarla denemeleri aşamasına getirdi. Ürdün, olayın başta islam ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya yayılması için kongreler düzenliyor.

Her ne kadar Türkiye yıllardan beri GDO’lu ürünleri tüketiyorsa da, ilk aşamada transgenik çeşitllerin üretimine  pek fazla gereksinimi yoktur gibi görünebilir. Fakat Ege Bölgesinde ikinci ürün mısır tarımı -sap kurdunun iki generasyon vermesi nedeniyle- ancak transgenik çeşitlerle olasıdır. 100000 Ha mısır üretim potaniyeli kullanılmamaktadır. Yine yıllık 10 ilaçlamanın zorunlu olduğu bazı yörelerde transgeniklerin avantajlarından Türk pamuk üreticisi neden yararlanmasın?

Geç kalmanın bedeli büyük olacaktır. İnsan gücünün yetiştirilmesi, bilgi birikiminin sağlanması zaman alacaktır. Fakat biyoteknolojinin kaçınınılmaz olduğu süne – kımıla dayanıklı buğday çeşitlerinin geliştirilmesi projelerinin gecikmesinin yıllık bedeli 1 milyar US$ dır.

 

3.Bundan sonran neler yapılabilir?

Tekolojinin topluma ulaşması için bilgilenme sistemleri önemlidir. Olayı sansasyonal yönden ele alan Türk medyası tarımsal biyoteknolji konusuna adeta karşıt gibidir. Bu da siyasi karar mekanizmalarından tüketiciye,  sivil toplum kuruluşlarından bilim adamlarına etkin birimleri harekete geçirmiştir. Bu aşamada teknoloji sahibi firmalar hedef tahtası haline sokulmuş ve bilgilendirma çalışmalarını dahi askıya almışlar, meydan adeta teknoloji karşıtlarına terk edilmiştir. Taraftarları “vatan haini – satılmış” ilan eden sivil toplum kuruluşlarına dur diyecek, dünyadaki gelişmeleri Türk toplumuna aktaracak, bitki ıslahında genin önemini ve yeni çeşit gereksinimlerini ele alacak çok az yayın bulunmaktadır. Halbuki tarımsal biyoteknolojinin kaymağını yiyecek olan üretici örgütlerinin olaya sahip çıkması gerekirdi.

 

 

ÖZETLE:

Bir çoğunun gen kaynağı Anadolu olan kültür ve yabani bitkilerde, kamu araştırma kuruluşlarımızın karakterizasyonla başlayan çalışmaları onları "gen"  sahibi yapabilecektir.
 “Patent”, “Islahçı hakları” gibi sorunların da çözüme kavuşmasıyla, var olan genetik kaynaklara dayalı zenginliklere kavuşturacak stratejileri şimdiden planlamacılara, strateji uzmanlarına, sivil toplum
Özellikle tarıma yapılan desteklerin küreselleşme çerçevesinde kaldırılması beklenmelidir. Çiftçinin kazancını artıracak, onların rekabete hazırlanacak seçeneklerden biri olan biyoteknolojik gelişmelerden nasiplendirilmelidir. Bu konuda, tüm ülke ekonomisini düşünerek  acele bazı kararlar almak zorundayız:
Bu aşamada neler yapabiliriz?
Avrupa’da tüketimin yanında üretime onay verilen transgenik çeşitlerin Türkiye’de de tarımına “onay” için karar mekanizmalarının harekete geçirilmelidir (İspanya 9 yıldır transgenik mısır ekimi yapmaktadır);
Bitkisel biyoteknolojinin ülkemizdeki uygulamalarında en etkin yöntem arayışına başlanmalıdır;
Objektif bir bilgilendirme kampanyası ile politikacıdan tüketiciye bilinçlendirilmeye başlanmalıdır;
Yasal olarak henüz alan denemelerinde  yer alan fakat ümit var bulunan transgenik mısır ve pamuk çeşitlerinin çiftçiye ulaştırılması için gerekli yasal işlemlere bir an evvel başlanmalıdır;
Türkiye’de özellikle endemik bitkilerle ilgili gen haritalaması, gen izolasyonu ve gen transferine yön verecek Üretici Örgütleri, Üniversite – Bakanlıklar – BİLİM ve TEKNOLOJİ YÜKSEK KURULU (TÜBİTAK Sekreteryası ile) ve Özel sektörün birlikte oluşturacakları bir “ULUSAL TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ KONSEYİ” nin  bir an önce oluşturulmalıdır.
TZOB gibi tarımsal üretici örgütlerinin tarımsal biyoteknoloji konusunda güncel  bilglendirmeyi sağlayacak fikri destek arayışına geçilmelidir. Bu tip bir eylem için Yem Sanayicileri, Beyaz – Kırmızı et üretici gibi olaya vakıf örgütlerin ortak bir eylem planı ortaya koymaları gerekmektedir.
Dr. Nazimi Açıkgöz

   
Copyright ©2006 tarimmerkezi.com- EGE İNTERNET YAYINCILIK MERKEZİ - 1401 Sk. No:22/8 Alsancak - İzmir
E-Posta:
Tasarım ve Programlama
GNOFT ARTWARE
tarimmerkezi.com web sayfalarında yer alan tüm görüntü, haber, makale, köşe yazıları ve diğer tüm yazıların sahibi tarimmerkezi.com'dur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre tarimmerkezi.com'un yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz.