Prof. Dr. Ayhan Çıkın
| Yazarın Diğer Yazıları | Yazarın Özgeçmişi |

Ekonominin Yeniden Yapılanmasında Sosyal Ekonominin Rolü


Ekonominin Yeniden Yapılanmasında Sosyal Ekonominin Rolü
14-Ekim-2006 Cumartesi- Prof. Dr. Ayhan Çıkın

1. GİRİŞ

1.1. Genel

Bir toplumunun anatomisinin temel biçimini veren toplumun ekonomik yapılanmasıdır. Ekonomisini iyileştiremeyen toplumlar, eğitim, hukuk, sağlık, vb..gibi toplumun üst yapı kurumlaşmasını da geliştiremezler.

Ekonominin iki büyük sorunu vardır : üretmek ve bölüşmek. Bilindiği gibi hangi malları, ne kadar, nasıl ve kimin için üretmeli sorularını yanıt arayan ekonomi bilimi, ayni zamanda artan dünya nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam düzeyini yükseltmek için de çözümler üretmek durumundadır. Yani tam istihdam ve büyüme konularını da görevleri arasına almış durumdadır.

Bu makalenin konusu “Ekonomilerin Yeniden Yapılanmasında Sosyal Ekonominin Rolü”nü tartışmaktır. Tartışmayı bazı varsayımlar üzerine oturtmak durumundayım. Bu varsayımlar kısaca şunlardır :

• Varsayım 1 : Ekonomi görevlerini yerine getirirken “tam rekabet sistemi” içinde çalışır. Ekonomi bilimini “kapitalist ekonomi veya sosyalist ekonomi” diye ayrıma gitmenin bilimselliği tartışmalıdır.
• Varsayım 2 : Ekonomi bilimi, siyasi erk tarafından sermayeye veya emeğe dönük politikalar şeklinde topluma yansıtılır.
• Varsayım 3 :Ekonominin temel aktörleri üretici ve tüketici birimlerdir, devlet ekonominin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için yönlendirici, müdahale edici veya bir aktör olarak katılabilir (Devletin ekonomi politikası).
• Varsayım 4 : Toplum çoğulcu, demokratik ve laiktir.
• Varsayım 5 : Ekonominin üç temel sektörü vardır : özel sektör, kamu sektörü ve sosyal sektör.

Bu makalede üzerinde durulacak konu, üretim bakımından “küçük meta üreticileri”ni, tüketim açısından “emeği ile geçinenleri” kapsayan ekonominin ve toplumun büyük çoğunluğunu kapsamaktadır.
Konunun ayrıntılarını geçmeden önce dünya da NGO, Türkiye de Sivil Toplum Kuruluşları (STK) olarak adlandırılan oluşumlar üzerinde kısa bir not düşmek gerek. STK, kısaca “insanların özgür düşünce ve inisiyatifleriyle oluşturulan sivil kuruluşlardır. Bu kuruluşların temel öğeleri sendikalar, kooperatifler, dernekler ve benzer özellikli informel kuruluşlardır (…platformlar gibi). Ancak son yıllarda STK’na vakıflar, dini tarikatlar, Yeni Ekonomi Düzeninin dayattığı “yönetişim kurulları” da STK içinde gösterilerek bu kavram oldukça muğlaklaştırılmıştır.

1.2. Kapsam

Üretim yapan ekonomik birimlerin büyük çoğunluğu küçük ve orta büyüklükteki işletmelerdir(KOBİ). Bunların çoğu “küçük meta üretimi” süreci içinde üretimini gerçekleştirmektedirler. Küçük meta üreticisinin ekonomi açısından temel özelliği “kar azamileştirmesi” şeklinden ziyade üretimde kullandığı aileye ait “üretim faktörlerinin “gelirini azamileştirecek” şekilde üretimini programlamasıdır. Türkiye’de sanayi sektöründe çalışan KOBİ’ler, sanayideki istihdamın % 95’e yakınını gerçekleştirmektedir. Tarımda ise aile işletmeciliği şeklinde görülen işletmelerin sayısı, toplam işletmeler içinde, ABD’de % 80, AB’de % 93, Türkiye’de ise %98’lercivarındadır. Ayrıca emeği ile geçinen işçi, memur,vb .. sayısı da toplumun önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Bu kesimlerin ulusal gelirden aldıkları pay son derecede düşüktür. Bu kesimlerin Ulasal gelirden aldıkları payın oransal olarak sürekli düşme eğilimi içinde olduğu bilinen gerçekler arasındadır. Bunun yanında Türkiye ile ilgili birkaç çarpıcı örnek verelim:

• Türk çiftçisi 1997’de 34 kg buğdayla 12 kg.lık bir tüpgaz alabilirken bugün bu tüp için 64,1 kg buğday vermek durumundadır; ayni dönemde 1 kg amonyum nitrat için 0,36 kg buğday ödeyen çiftçi bugün 1 kg amonyumnitrata 1 kg buğday vermektedir; yine 1997’de 56 ton buğdayla 1 traktör alan çiftçi bugün bu traktör için 85-90 ton buğday ödemek durumundadır (G.Uras;Milliyet, 01.12.04).
• Türkiye’de nakit sermayenin dağılımı ve kullanımı da çok ilginçtir: örneğin BDDK’nun son günlerde açıkladığı verilere göre; Türkiye’de bankalarda bulunan mevcut mevduatının % 84’ünü mevduat sahiplerinin % 2,8’i ; toplam mevduat miktarının % 62,1’ni mevduat sahiplerinin % 0,7’si ; Banka kredilerinin % 72’sini kredi alanların % 0,3’ü ; borsa portföyünün % 77’sini borsa aktörlerinin % 1’i kontrol altında bulundurmaktadır (Uras,Milliyet, 03.12.04).
• Emek kesiminin ulusal gelirden aldığı pay ulusal gelirin 1/5’inin biraz üzerinde seyretmektedir.

Bunları yorumsuz sunuyorum. Görüldüğü gibi büyük çoğunluğun gelirdeki ve potansiyel harcamalarını etkileyebilecek tasarruf,kredi ve borsa portföyü ,vb.. alanlardaki payının düşük olması, onların potansiyel talep yaratmalarını sınırladığından, piyasa mekanizması içinde çalışan ekonomiyi kendi kendine tıkanma noktasına doğru sürüklemektedir. Geçmiş yüzyılda kapitalist uygulamaya seçenek olarak sunulan devletçi sosyalist uygulamalar da 1991 yılından sonra devre dışı kalınca, ekonomi politikalarında bir seçeneksizlik ortaya çıkmıştır, denilebilir. Yine piyasa mekanizması ile çalışan ekonomik sistemin temel mantığı “satılmayan mal üretilmez” ya da “ancak satılan mal üretilir” şeklinde özetlenebilir. Bu durum ise ekonomide kısır bir döngüye neden olur. Klasik ekonominin yaklaşımı ile yatırımlar durur, işsizlik artar, gelirler düşer, ekonomi yeni bunalımlara sürüklenir.

Sorun nasıl aşılabilir ?

Piyasanın iyi çalışabilmesi için küçük meta üreticilerinin, emeği ile geçinenlerin, vb.. harcanabilir gelirlerini artırabilecek toplumsal organizasyonlarını devreye sokarak. Bunun için de en önemli organizasyonlar, emek piyasasını örgütleyen sendikalarla, mal ve hizmet piyasalarını örgütleyen kooperatiflerdir. (Sendika ve kooperatifçiliğin tarihi oldukça eskidir. Bu makalede zaman zaman bu iki kuruma atıf yapılmakla beraber, bu kuruluşlar dışında son yirmi yıldır gözlenen gelişmeler değerlendirilecektir.)

Son onlu yıllarda uygulamaya sokulan ekonomi politikaları daha çok kapitalistin gelirini artırıcı faizler, karlar ve rantlar üzerinde yoğunlaştırılmıştır.Oysa talebi yaratanların büyük çoğunluğunun ekonomik amacı “harcanabilir gelirlerini” artırıcı yaklaşımlarla gerçekleştirilebilir. Kısaca büyük kitlelerin talebini artırabilecek ekonomi politikaları ancak “sosyal ekonomi” kurumlarının ekonomi politikalarının içine yerleştirilmesiyle mümkün olur.

Sosyal ekonomi uygulamalarının yaklaşık yüzyıldan fazla süren bir dönemde elde ettiği kazanımlar vardır. Bu nedenle bu makalede ilk olarak sosyal ekonominin tarihsel perspektifi sunulacaktır. İkinci olarak, son 20 yıldır sosyal ekonomi kavramındaki gelişmeler irdelenecektir. Üçüncü olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal ekonomi sektörünün kimliği üzerinde durulacaktır. Sosyal ekonominin faaliyetlerinin çeşitliliğinin ötesinde, bu ekonominin gerçek yüzünü ortaya koyan özel dinamikleri üzerinde durulacaktır. Son olarak sosyal ekonomi inisiyatiflerinin başarısını etkileyen faktörlerin altı çizilecektir.

2. SOSYAL EKONOMİNİN ÖNEMİ

İkinci dünya savaşı sonrasından bu yana, özellikle Fransız literatüründe, 1980’den sonra da tüm Avrupa Birliği kaynaklarında sosyal ekonomi konusunda yoğun yayınlar görülmeğe başladı. Sosyal ekonominin alanı, gelişmiş ülkelerde Devlet korumacılığının yerine alması gereken bir sistem şeklinde ifade edilirken, gelişmekte olan ülkelerde ekonomilerin düzelmesine bağlı sorunların çözümüne katkı sağlaması açısından değerlendirilmektedir. Giderek büyüyen işsizlik sorununun aşılması konusunda da yararlanılması düşünülen bir yaklaşımında önemli bir öğesi konumuna gelmiştir. Ekonomik bunalımların çözümüne özgül bir katkı sağlayan, ülkelere göre farklılıklar gösterse de, giderek pek çok ülkede uygulama alanı bulan sosyo-ekonomik bir oluşumdur.

İspanyolca konuşulan ülkelerde “halk ekonomisi” (économie populaire), “emek ekonomisi” (économie du travail) ve son yıllarda da “dayanışma ekonomisi” (économie solidaire) olarak adlandırılmaktadır. Anglo-saxon ülkelerinde ise “toplum kalkınması veya ekonomisi” (économie ou développement communautaire) olarak ifade edilmektedir. Fransızca ve hollandacanın hakim olduğu ülkelerde ise “sosyal ekonomi veya kooperatif ekonomisi” olarak adlandırılmaktadır. Bu farklı terminolojiler, tamamen birbiri yerine geçen terimler değildir. Fakat bu kuruluşlar dayanışma ve işbirliği esasına göre organize olduklarından geniş bir görünüm (spectrum) zenginliğine sahiptirler. Git gide geleneksel sektörler olan özel ve kamu sektörleri yanında üçüncü büyük sektör olarak kabul görmektedirler.
Farklı ülkelerde bu kuruluşlar farklı adlarla anılsalar da , İkinci Dünya savaşından bu yana başta Fransa olmak üzere “sosyal ekonomi” adı altında toplanmaktadırlar. 1980’lerden sonra Anglo-saxon ülkeleri de dahil tüm AB ülkelerinde “sosyal ekonomi” adı altında anılmağa başlamıştır. Sosyal ekonomi kavramı, bir slogan kavram değildir, ekonominin diğer sektörlerini tamamlayıcı veya bu sektörlerin ekonomik sistem içinde gerçekleştiremediği “ekonomik ve sosyal boyutlu” faaliyetleri gerçekleştirme aracı olarak kabul görmektedir.

Bununla birlikte sosyal ekonomiyi günümüzde çok özel bir dikkatle izlemek gerekir. Zira bu kurumların rolü, sürekli değişim içindeki toplumlarda çok daha önemlidir. Neden önemlidir? Öncelikle sosyal ekonominin oluşumunu, işleyişini, gelişme araçlarını özel ve kamu sektörü içinde araştıran ve değerlendiren kişi veya kurum pek yok gibidir. Bu nedenle mevcut “sosyal ekonomi kuruluşları” kendi sektör sorunlarını bizzat kendileri araştırmak durumundadırlar. İster gelişmiş ülkelerde olsun, isterse gelişmekte olan ülkelerde olsun, bu ülkelerdeki güncel gerçeklikleri yakalamak önemlidir.

3. SOSYAL EKONOMİNİN KAYNAKLARI

3.1. Sosyal Ekonominin Tarihsel Kökenleri

Çağdaş sosyal ekonomi, başlıca terimlerini 19.yüzyılda bulmuş olsa da, onun tarihi çok eski toplumlara kadar uzanır. Sosyal ekonominin doğuşu, yüz yıllık örgütlenme özgürlüğünün araştırılması ile içiçelik taşımaktadır. Çok eski ve ilkel toplumlarda gıda temininde, savunmada, yol, su bentleri, konut,vb. yapmada, hasatlarda insanlar ortaklaşa hareket ederek, kendi koşullarına uygun yardımlaşma biçimleri bulmuşlar ve uygulamışlardır. Firavunlar devri Mısır’ından önce de kolektif yardımlaşma fonları ve loncaları mevcuttu. Eski yunanda cenaze törenleri ve ayinleri ortaklaşa organize ediliyordu. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, bilhassa Avrupa’da sanat ve bilimlerde geleneksel dernekçilik, sığınma yurtları, kilise dernekleri,vb.. kurulmuştu.

IX. yüzyılda Avrupa’da yakın şehirler arasında ilk ticari şirketler, karşılıklı yardım esasına göre kurulmuştu. XI. Yüzyıldan itibaren yardımlaşma dernekleri, karşılıklı yardımlaşma uygulamaları, ilk kez dini kurumlar dışına çıkarak laik gruplaşmalar şeklinde örgütlenmeğe başlamıştır.

Gerçekten, Ortaçağın dernekçi realitesi çok zengindir. Bunlar çok çeşitli adlar ve biçimler altında dile getirilmişlerdir : hayır dernekleri, rehberlik dernekleri, yardımlaşma dernekleri, vb.. İslam dünyasında ortaçağ sonlarında kentler arası ticari ortaklıklar, eski Afrika ve Amerika yerlileri arasında zanaat yardımlaşma dernekleri oldukça yaygındı. Türkler arsasında Orta Asya’da ve Anadolu’da yüzlerce yıldır, informel ve formel biçimde çeşitli yardımlaşma biçimlerinin olduğu bilinmektedir; bunların uzantıları hala günümüzde canlılığını korumaktadırlar.

Bütün bu çokluğuna ve çeşitliliğine karşın, bu dernekçi yaklaşımlar aldatıcı olabilirler. Çünkü bu gruplaşmaların büyük çoğunluğunun yasal, ilkesel ve çalışma kuralları belirli formatlar şeklinde düzenlenmemiştir. Ancak Devlet ve dini kurumları temsil eden örgütlerin dışında kalanlar pek sürekli olamamışlardır.

Bununla beraber feodal bir düzenin egemen olduğu toplumlarda dinsel ve devlete ait örgütler dışında da yeni organizasyon tiplerinin doğması (loncalar gibi,..) gecikmemiştir. Ancak egemen güçlerin iktidarları, onları uzun yıllar baskı altında tutmuşlardır.

XVIII. yüzyılda, çok sayıda yasa dışı dernekler, 1789 devrimini de yanına alarak, yeni düşünceler üretmeye ve yaymaya başlamışlardır. Bununla beraber dernekleşme özgürlüğü, pek çok Avrupa ülkelerinde (İngiltere, Almanya, Hollanda) ve bilhassa ABD’de 19. yüzyılda kazanılmaya başlamıştır. Örneğin Belçika’da dernekleşme özgürlüğü 1861 tarihli Anayasa ile güvence altına girebilmiştir. Buna karşın sosyal ekonomi sektörünün en önemli biçimi olan kooperatifler ve imece sandıkları için ancak XIX. Yüzyılın sonları ile XX. Yüzyılın başlarına kadar beklenmesi gerekmiştir.

3.2. Sosyal Ekonominin İdeolojik Çoğulculuğu

Yasal olarak tanınmadan önce yardımlaşma sandıkları ve kooperatif tipinin çoklu inisiyatifleri, batı ülkelerinde doğmuşlardır. XIX yüzyılın bu köylü ve işçi birlikleri, çağdaş örneklerine kadar, politiko-kültürel bir çoğulculuk sergiler. Her sosyal ekonominin gideceği yolu belirleyen pek çok geçerli düşünceleri etkilemiştir :

a. Dernekçi sosyalizm : Fourier, Owen, Saint-Simon, Proudhon ve diğerlerinin ütopyaları ile bu hareket temel bir rol oynar. 1870’e kadar, üretici kooperatiflerini hayata geçirmeğe uğraşan dernekçi sosyalizm düşünürleri, sosyal ekonomi ile sosyalizmi sık sık özdeşleştirmişlerdir; ki bu noktada uluslararası işçi hareketi egemen bir öğe olarak ortaya çıkacaktır. Karl Marx’ın bizzat kendisi kooperatifçilik üzerinde ayrıntılı bir şekilde durmasa da, onun uygun bir zaman diliminde ortaya çıkacağını belirtir. Bu kollektivist tezler geleceğe bırakılmıştı. Ancak işçi hareketinin önemli bir bölümü, toplumun dönüşüm süreçlerinde merkezi bir fonksiyonla sosyal ekonomiyi yadsıma yolunu seçmiştir. Bununla birlikte Jean Jaures gibi sosyalistler, yoksul çevreleri iyileştirmek ve bu ortamdaki insanları eğitmek için kooperatifçiliği bir araç olarak kabul edecek ve onu uygulamaya sokmak için çaba gösterecektir (Fransa’da ilk sosyal atölyeler örneği). Öyle ki, politik mücadelenin hizmetinde propagandayı örgütlemek ve kaynakları bir arada toparlamak için onu güçlü bir araç olarak göreceklerdir.

b. Sosyal dincilik: Din adamlarının önemli bir bölümü toplumsal hareketlere katılırlar. Örneğin Sosyal Hıristiyanlık, sosyal ekonominin gelişmesine katkıda bulunmuştur. 1891’de Kilise-Kurumu düzeyinde yayınlanan “Rerum Novarium” papazlık genelgesi, sosyal ekonomiyi cesaret veren dini bir belgedir. XIX yüzyıl Hıristiyanları , liberalizmin olumsuz etkileri ve jacobinizmin tuzakları ile devlet içinde bireyin absorbsiyonuna ve bireyin yalnızlaşmasına karşı mücadele etmek için “ara kurumlar” (corps intermediaire) oluşturmağa çalışmışlardır. Ayni zamanda yardımlaşma kavramı, bireysel özerkliğin gelişmesine katkıda bulunur. İlk tarım kredi kooperatifini Almanya’da kuran Raiffeisen böyle bir perspektif içinde hareket etmiştir.

c. Liberal okul , sosyal ekonomi içinde her açılımı kapsar. Her şeyin üstüne ekonomik özgürlüğü yerleştiren ve devlet müdahalesini reddeden bu yaklaşım, bilhassa “kendi kendine yardım” ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu anlamda karşılıklı yardımlaşma dernekleri çalışanlara yardımcı olmuştur.
Charles Gide’in “dayanışmacılık “ örneği de düşünülebilen bir başka yaklaşımdır. XIX yüzyıl, büyük ideolojilerin kavşağını oluşturan bir zaman dilimidir. Bu büyük ideolojilerin kavşağında modern sosyal ekonomi kavramı biraz sıradan bir olay gibi kalmıştır.

4. SOSYAL EKONOMİYE GLOBAL BİR YAKLAŞIM

4.1. Sosyal Ekonominin Çağdaş Bileşenleri

Sosyal ekonominin terminolojik olarak karmaşık bir kavram olduğunu kabul etmek gerekir. Sosyal ekonomi, kendine özgü ve geniş anlamlı iki terimin bir bileşkesi durumundadır. Sosyal ekonomi, bir kanadı ile ekonomiye, diğer kanadıyla toplumsallığa boyutlu bileşik bir kavramdır. Daha açık bir ifade ile ekonomi kavramı içinde toplumsal boyutu, sosyal kavramı içinde ekonomi boyutunu bir arada taşıyan bir terim niteliğindedir.

Bununla beraber, son onlu yıllarda Batı Avrupa literatüründe “sosyal ekonomi kavramı” üzerindeki tartışmalar geniş bir yer tutmaktadır. Adlandırmalar, tanımlamalar bir ülkeden diğerine farklılıklar gösterse de, bu olgu, başta Avrupa da olmak üzere, Kuzey Amerika’da, Doğu blokunun geçiş ekonomilerinde ve Güney yarımküre ülkelerinde yeniden keşfedilmektedir. Kar amaçlı özel sektör ile kamu sektörü yanında üçüncü sektör olan sosyal ekonomi, tam olarak tanımlanamamış ve net bir şekilde kendisini diğer sektörlerden ayıran sınırlarını yeterince belirleyememiştir. Ancak sosyal ekonominin öz dinamiği, diğerleri ile karşılaştırıldığında oldukça orijinallikler taşımaktadır.
Temel olarak toplumda iki büyük sektörün olduğu, bu sektörleri tamamlayıcı özellikli bir sosyal ekonomi sektörünü sisteme katmak gerektiği düşüncesi kabul görmektedir. O nedenle sosyal ekonominin sınırlarının belirlenmesinin gerekli olduğu üzerinde durulmaktadır.

“Kuramsal” olarak yaklaşıldığında sosyal ekonominin üç temel bileşene dayandığı kabul edilmektedir :
1. Gerçek bir kooperatif projeye sahip kooperatifler,
2. Yardımlaşma sandıkları ve tüm mediko-sosyal faaliyetler,
3. Ekonomik işlev üstlenen dernekler : bunlar mal ve hizmet üreten veya kalkınma sürecinde işbirliği şeklinde katkıda bulunan kültürel, sosyal,sportif alanda hizmetleri hızlandıran kuruluşlardır.
Sosyal ekonomi, içinde barındırdığı çok sayıdaki organizasyonları ile geniş bir dernekçi nitelikleri bünyesinde toplayan bir yapıya sahiptir. Bu kuruluşlar genellikle temel ihtiyaçları karşılamak için pek çok maddi, manevi ve mali araçları harekete geçirirler.
Dikkatlice bakılırsa, sosyal ekonominin bu üç bileşeni pek de yeni şeyler değildir. 19. yüzyılda kooperatiflerin, yardımlaşma sandıklarının ve diğer pek çok derneklerin kurucuları, insani değerleri ön plana çıkaran bir ekonomik modeli egemen kılmağa çalışmışlardır.

Sosyal Ekonominin Ayırt edici Özellikleri :

Sosyal ekonomiye daha normatif ve etik olarak yaklaşıldığında, onun oldukça heterojen bir görünümüne karşılık, onları birbirine yaklaştıran ortak özelliklerin bulunduğu gözlemlenmektedir. Öte yandan son onlu yıllarda sosyal ekonomi örgütlerinin içsel örgütlenmesi ve faaliyetlerinin amaçları arasında uzlaşıların olduğu anlaşılmaktadır.

Örneğin Belçika’da yapılan bazı çalışmalar sonucunda 1990’da sosyal ekonomi için bir tanım çerçevesi etrafında birleşilmiştir. Buna göre; “sosyal ekonomi, aşağıda belirtilen ilkeleri ile etik olarak kendini gösteren kooperatifler, yardımlaşma sandıkları ver dernekler şeklindeki ortaklaşmalar yoluyla gerçekleştirilmiş ekonomik faaliyetlerin yeniden gruplandırılmasıdır :

1. kardan ziyade üyelerine veya topluma hizmet amacı,
2. özerk yönetim,
3. demokratik karar süreçleri,
4. gelirlerin paylaşılmasında sermayeden çok emeğin ve insanların üstünlüğü.” (CWES, 1990; Conseil Central de l’Economie,1990).

Sosyal ekonomi girişimlerinin temel amacı salt parasal ilişkilerden ziyade, ortaklarının gereksinim duyduğu hizmetleri sunmaktır. Olası fazlaların ortaya çıkması, bu hizmeti gerçekleştirmenin bir aracıdır, faaliyetin temel nedeni değildir.

Yönetimin özerk olması, kamu iktidarınca üretilen mal ve hizmetlerden sosyal ekonomiyi ayırmayı hedefler. Kamu tarafından yönlendirilen ekonomik faaliyetler, genel olarak dernekçi (associatif) dinamiğin temelindeki özerkliği zedelediği kabul edilir.

Demokrasi, “bir hisse- bir oy” yerine “bir insan – bir oy” ilkesiyle düzenlenir. Üst organlarda bazı düzenlemeler yapılsa da özünde karara katılım, sermaye mülkiyetinden değil bizzat insandan kaynaklandığının göstergesidir.

Dördüncü ilke, emeğin ve insanların önceliğini ön plana çıkarmaktadır. Bu ilke kooperatiflere özgü bazı uygulamaları çağrıştırmaktadır : örneğin sermayeye sınırlı bir faiz verilmesi, fazlanın ortaklara risturn şeklinde dağıtılması, vb.. gibi.

Bu kavramsal açıklamalar sosyal ekonominin kooperatiflerce gerçekleştirilen ticari faaliyetleri ve yardımlaşma sandıkları ve dernekler çerçevesinde yer alan ticaret-dışı faaliyetleri de kapsadığını göstermektedir. O nedenle son yıllarda sosyal ekonomi literatürüne iki önemli kavramsal bakış girmiştir : “social-profit sector” (kar amaçlı sosyal ekonomi sektörü) ve “non-profit sector” (kar amacı olmayan sosyal ekonomi sektörü.)

4.2. Sosyal Ekonominin Çalışma Mekanizması

Bir takım büyük ortak çizgilere sahip olan sosyal ekonominin bileşenleri, onun kendine özgü olan işleme mekanizmalarının da her birini temsil eder.

4.3. İlgi Çekici Rakamlar

Sosyal ekonomi hakkında düzenli istatistiki yayınlar hemen hemen hiç yok gibidir. Örneğin Belçika’da gerçekleştirilen bazı araştırmalara göre üçüncü sektörde, 250-300 bin civarında bir işgücüne tekabül eden bir istihdam yarattığı tahmin edilmektedir. Öte yandan dernekler bünyesinde gönüllü çalışanların da 100-130 bin işgücü istihdam yarattığı bildirilmektedir (J.Defourny,1994).

Uluslararası düzeyde, yüzden fazla ülkede 700 binden fazla birim kooperatife, 800 milyondan fazla insanın üye olduğu bildirilmektedir. Kooperatif sektör, dünya dış ticaretinin neredeyse üçte ikizinden fazlasını kontrol eden ÇUŞ’lerden yüzde 20 daha fazla (100 milyonun üzerinde) istihdam yaratmakta ve dünya nüfusunun yarısından fazlası insanın geçimine katkıda bulunmaktadır (ACI Raporları).
Uluslararası Yardımlaşma Birliği (AIM : L’Association International de la Mutualité) içinde örgütlenen karşılıklı yardımlaşma tipi örgütlerin büyük çoğunluğu Avrupa’da olmakla beraber, Latin Amerika dahil, 110 milyondan fazla bireysel üyeyi bir arada toplayabilmiştir.

Dernekler hakkındaki bilgiler daha sınırlıdır. Çok sayıdaki ülkelerde dernekler, kendilerine özgü bir hukuki statüye sahip değildirler. Pek çok ülkede dernekler, ekstrem hukuki yapılar içinde olup önemli bir kısmı informel karakterde hizmetler vermektedirler. Örneğin Belçika’da 90 bin civarında dernek bulunduğu, bunlara her yıl yaklaşık 4 bin adet eklendiği bildirilmektedir. Yedi sanayileşmiş ülkede (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya ve Macaristan), “non-profit sector” ün 12 milyona yakın istihdam yarattığı, gönüllü çalışanlarında 4,7 milyon kişi olduğu tahmin edilmektedir (L.Salamon et H. Anheier, 1994).

4.4. Sanayileşmiş Ülkelerde Sosyal Ekonominin Yeni Yüzleri

Sanayileşmiş ülkelerde sosyal ekonomi sektörünün güncel durumunu bazı deneyimlerden örnekleyerek görüntüleyelim :

• İtalya’da sosyal kooperatiflerin 90 yıldan beri ilgi çekici bir gelişme gösterdiği bilinmektedir. Ücretli, gönüllü ve kullanıcıların çalışmaları ile orijinal bir biçim oluşturan bu kooperatifler, kendilerine özel bir statü veren 1991 tarihli yasa ile iki eksen etrafında yeniden oluşumlarını gerçekleştirmişlerdir : bir yanda sosyal, eğitim ve sağlık hizmetleri yükümlülüğü, diğer yanda sosyo-profesyonel bağdaşımın yarattığı güçlüğü aşmak için insanların emeğini örgütleme (fiziki veya düşünsel engelliler, alkolizmden ve uyuşturucudan kurtulmaya çalışanlar, eski hükümlüleri topluma kazandırma,vb..). bu kooperatifler , 30 bin işgücüne tekabül eden bir istihdam yaratmaktadırlar.

• Fransa’da sosyal ekonomi inisiyatifleri (kooperatifler dışında), niteliği düşük işsizlerin emeğini toplayıp organize ederek oldukça gelişmişlerdir. Bir nevi emek aracılığı yapan bu dernekler istihdam bağlantıları da yapmaktadırlar. Sayıları binlerce olan bu dernekler 60 binden fazla insan çalıştırmaktadırlar. Bunlar, bağlantılı oldukları firmalarla 24 ay süreye kadar iş sözleşmeleri yapabilmektedirler. (Fransa’da kooperatifler oldukça gelişmiştir. Örneğin bu ülkede tarımsal kooperatifler, tarımsal ürünlerin işlenmesinin yaklaşık yarısını, hububat pazarının % 75’ni, tarımsal girdi pazarının % 60’nı, vb.. kontrol etmektedir.) ( Kaynak : CFCA).

• İspanya’da ortak çalışma kooperatifleri ve “emek” anonim şirketleri, 90 yıl zarfında oldukça gelişme göstermişlerdir. Emek ortaklı ilk kooperatifler ekseriya birkaç kişi ile kurulmuş küçük girişimlerdi. İkinci kuşak emek kooperatifleri oldukça büyüktürler ve bizzat çalışanlar tarafından kurulmuşlardır. İspanya’da 4000’den fazla emek değerlendirme kooperatifi 25 binden fazla çalışanı ilgilendirmektedir. İspanya’nın dünyaca ünlü emek değerlendirme kooperatifi Mondragon’dur. Mondragon kooperatifi 1956’da küçük bir atölyede, petrolle ısıtılan bir fırın imalatı yapan bir ustanın öncülüğünde kurulmuştur. 2003 yılı verilerine göre 218 girişimi içinde toplayan bu dev kuruluş, 9.655 milyon Euro’luk satışları, 9.247 milyon Euro’luk finansal kaynağı ve 68 260 işçisi ile bölgesinin birinci, İspanya’nın ise yedinci büyük firmasıdır (www.mcc.coop).

• İsveç’te “Welfare Stade”’in olağanüstü gelişmesi, çok sayıda gönüllü hizmetlerini organize etmektedir. Öte yandan sosyal ekonomi sektörü, kamu politikalarının oluşumunda yurttaşların katılımını sağlamaktadır. Son yıllarda İsveç’te 1000’den fazla “kindergarten” tipi kooperatifler diğer ebeveyn kooperatifler tarafından kurulmuşlardır. Bunlar günlük işleri (çocuk yuvaları dahil) organize etmektedirler.. Yönetimleri, ortak veliler, gönüllüler ve çalışanlarca müştereken gerçekleştirilmektedir. Finansmanına, ortakları yanında yerel yönetimler de katılmaktadır.

• ABD ve Kanada’da , “toplum kalkınması” (devlopment community) , olarak adlandırılan sosyal ekonomi, oldukça yaygındır. Kentlerin fakir semtlerinde oluşturulan bir çok inisiyatif, çeşitli semt sorunlarının çözüm seçeneklerini araştırırlar ve uygulama yolları üzerinde dururlar. Quebec’te DesJardin’ler önemli finans kuruluşlarıdır; eski kooperatif biçimlerinin yeni yorumlarıdır.

5. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE SOSYAL EKONOMİ

Gelişmiş ülkeler dışında da, özellikle Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkelerinde de sosyal ekonomiden son onlu yıllarda bahsedilir olmuştur. Eski Doğu bloku ülkeleri dahil, gelişmekte olan ülkelerde sosyal ekonomi girişimlerinin geliştirilmesi üzerinde önemli çabalar görülmektedir :

• Sömürgeci otoriteler ve post-kolonial yönetimler (komünist rejim) “para etatique” bir kooperatifçilik modellerinin geliştirilmesi için ülkelerinde yoğun çabalar göstermişlerdir. Bu gibi ülkelerde gönüllü katılımın yerine kamu katılımı (sermaye ve yönetici devlet memuru olarak) kooperatiflerde yer almıştır.
• Genel olarak bu ülkelerde yukarıdan aşağıya doğru dikey bir gelişme stratejisi, kooperatiflerin ve öteki sosyal ekonomi girişimlerinin doğal ve yatay gelişmesinin yerini almıştır.
• Sosyal ekonominin farklı bileşenleri arasındaki karşılıklı etkileşim çok zayıf kalmıştır.
• Kooperatiflerin etkinlik alanları, genel olarak, üretim ve dağıtım sektörleri ile sınırlı kalmıştır. Finans sektörü, kooperatiflere yeterince açılmamıştır, sosyal ekonomi yoluyla mediko-sosyal hizmetlerde kooperatif yaklaşımlar düşünülmemiştir
• Nihayet, toplumsal hareketlerin üzerine ekonomik inisiyatiflerin eklemlenmesi, pratik olarak teşvik edilmemiştir.

Buna karşılık farklı faktörler, son 30 yıldan bu yana gelişmekte olan ülkelerde bir sosyal ekonominin doğduğunu göstermektedir. Gerçekten işçi ve köylü hareketlerinin bir çoğu, informel de olsa, toplumların çeşitli kesitlerinde gözlenmektedir. Buralarda kooperatifler, imeceler, dernekler, vb.. gibi inisiyatifler ticari alanda olduğu kadar, ticaret-dışı alanlarda da etkinlik göstermektedirler.
Sosyal ekonomi kavramı, gelişmekte olan ülkelerde tek anlamlı bir kavram değildir. Ortak çizgileri olan çeşitli terminolojiler, sosyo-kültürel geleneklere göre, kullanılmaktadır :

• İspanyolca konuşulan ülkelerde halk ekonomisi, emek ekonomisi veya dayanışma ekonomisi sektörü;
• Fransızca konuşulan ülkelerde sosyal ekonomi veya kooperatif ekonomisi;
• İngilizce konuşulan ülkelerde “toplum kalkınması”;
…gibi kavramlar tercih edilmektedir.

Bu terminolojilerin hemen hemen hepsinin, geniş ölçüde birbiri yerine geçebildiği ve benzer gerçeklikleri kapsadığı söylenebilir. Sosyal ekonomi kavramı, dayanışma ve işbirliği üzerine temel olunmuş yeni organizasyon biçimlerini geniş bir spektrum içinde toplar.

Bu girişimler çeşitli ve mültiform kuruluşlardır. Onlar informel sektör içinde olduğu kadar formel sektör içinde de bulunabilirler. Bu farklılığın ötesinde onları belirleyen başlıca özellikler şunlardır :

• Sosyal ekonomi inisiyatifleri, bazı istisnalar dışında, küçük ve orta boyutlu girişimlerdir; çünkü onlar genellikle 10 ila 500 kişilik gruplar halindedir.
• Bu inisiyatiflerin çoğu desantralize şeklinde çalışırlar.
• Toplumsal heterojenlikleri ile karakterize edilirler : üyeler birbirleriyle bağlantılı, birbirine benzeyen sosyo-ekonomik kümelerin fertleridir.
• Tabandan doğan bu organizasyonlar, üyelerinin spontane inisiyatiflerine ve yaratıcılığına büyük önem verirler. Ayrıca örgütlenme biçimleri, çözüm önerileri ortakları tarafından özgürce tasarlanır ve yerel gerçeklikleri hesaba katarlar.
• Nitelikli ve sosyal girişimci bir liderlik, bu kuruluşların başarısı için önemli bir garantidir.
• Nihayet, genellikle faaliyetler önceden titizlikle planlanmış ve bir takvime bağlanmış değildirler.

5.1. Çok Farklılaşmış Faaliyet Sektörleri

Gelişmekte olan ülkelerde sosyal ekonomi kuruluşları çok farklı alanlarda yer almaktadırlar :
- İstihdam yaratmak için :
Latin Amerika’da “madres Klüpleri”,
Hindistan’da zanaat kooperatifleri,
Haiti, Togo, Benin…’de Zanaatçı sendikaları.
- Sağlıkta :
. Akçalı katılımlı sosyal organizasyonlar (Bwamanda, Zaire sağlık sigortası gibi..)
. Bir çok ülkede gözlenen “tasarruf ve kredi sandıkları sağlık fonları” (Zimbabwe, Latin Amerika’da Karaibler ve bir çok Asya ülkesi,..)
. Zorunlu sigorta mensubu olan fakat partnerleri tarafından ortaklaşa yönetilen sağlık sigortası ( Kolombiya örneği.),
. Tedavi- bakım kooperatifleri (Benin, Brezilya örneği).
- Kredi Alanında :
. Tontinler (Benin örneği),
. Tasarruf ve kredi kooperatifleri ( Fransızca konuşan Afrika ülkelerinde COPEC’ler),
. Kredi Birlikleri (World council of Credit Unions ağı),
. Kredi dayanışması (Bangladeş Grameen Bank, Burkino Faso, Guinee, Sahel),
. Köylü sandıkları ve dayanışması ( ONG çevresinde kurulmuş sandıklar),
. Sendikaların kredi fonları (Fildişi Sahili örneği).
- Tarımda :
. üretici kooperatifleri (kahve, pamuk, kakao,…)
. köylü gruplaşmaları (Burkino Faso),
. çevresel sulama yönetim komiteleri ,
. sebzecilik – özellikle kadınların kurduğu- kooperatifler,
. hububat bankaları (Sahel örneği),
. köylü sendikaları (Afrikalı Köylüleri ve Tarım İşçileri Federasyonu).
- Balıkçılıkta :
. deniz insanları gruplaşmaları (Senegal),
. balık avcıları kooperatifleri (Haiti),
. balık yetiştiricileri kooperatifleri.
- konut Alanında :
. öz-yapı kooperatifleri ve birlikleri (Uruguay)
. semt dernekleri.

5.2. Sosyal Ekonomideki Gelişmeleri Sayısallaştırma Güçlüğü

Son yıllarda sosyal ekonomi inisiyatifleri, ulusal ve uluslararası düzeyde federe şeklinde örgütlenmekte ve sayılarının sürekli arttığı gözlemlenmektedir. Ayrıca kamunun boşalttığı alanlara da bu örgütlerin girdiği görülmektedir. Ancak bu artışları sayısal olarak belirlemek güçtür. İstatistikler yetersiz ve dağınıktır. Afrika’nın bazı büyük kentlerinde yapılan araştırmalarda, yetişkin kent nüfusunun %85-95’inin bir yardımlaşma derneğine üye olduğu saptaması ilginçtir. Öte yandan Afrika’da ACI’ya üye ulusal kooperatif federasyonlarının bireysel üye sayısı 1990’da 11,6 milyon iken 1994’de 19,5 milyon kişiye ulaştığı bildirilmektedir (ACI, Rapports 1990 ve 1994). Zimbabwe’de “ İlerleme için Kırsal Birlikler Organizasyonu” (ORAP) 50 bin aileyi federatif bir şekilde örgütlemiştir (Vincen,1994). Mali’de 1987’de kurulan “Mali Kültür ve İşçi Yardımlaşması” (MUTEC), sağlık- sosyal-sigorta sektöründe çalışanların tümünü (8500 kişi) bünyesinde bulundurmaktadır (BIT-ACOPAM, 1996).

Jamaika’da tasarruf ve kredi sandıklarının bireysel üye sayısı 1980’de 197 bin iken , on yıldan biraz fazla bir zaman içinde 356 bine ulaşmıştır ( P. Develtere, 1994). Şili’nin Santiago bölgesinde üretim kooperatiflerinin atölye sayısı 1982’de 151 iken 1991’de 1625’i aşmıştır (M.Nyssens, 1994); satın alma kooperatiflerinin sayısı 5 iken 101’e, konut kurullarının sayısı 44’den 120’ye ulaşmıştır. Arjantin’de 3737 yardımlaşma sandığı 6 milyon bireysel üyeye sahiptir (Verano Paez, 1994).

1992’de Bangldeş’de Grameen Bank, 1,4 milyona yakın bir kitleye hizmet sunuyordu. Grameen Bank, 50 bin küçük köy bankasının federatif bir şeklinde örgütlenmesidir. Tayland’da “Credit Union League Limited (CULT)” , son 20 yılda 470 sandığı ve 100 bin bireysel üyeyi bir araya getirmiştir. Sri Lanka’da 1989’da kurulan “Kırsal Halk Kalkınma Birliği” 600’den fazla insan çalıştırmaktadır.

5.3. Sosyal Ekonominin Diğer Sektörlere Eklemlenmesi

Gelişmekte olan ülkelerde sosyal ekonomi, ekonominin geri kalanı içinde bir “ada” gibi kaldığı, fonksiyonunu tam olarak yerine getiremediği bilinen bir gerçektir. Sosyal ekonominin esnek ve dinamik bir vizyonu olması gerekir. Bu açıdan bakıldığında, sosyal ekonominin geleneksel kamu ve özel ekonomi sektörleriyle kesişen, ticaret ve ticaret-dışı pek çok ortak alanları tasarlanabilir :
• Geleneksel özel küçük ve orta büyüklükteki işletmeler (KOBİ) ile : ortaklaşa alımları gruplayan kooperatifler; mülkiyeti / yönetimi kooperatife ait olan KOBİ’ler, sosyal ekonomi ile klasik KOBİ’ler, ekonomi içinde ortak kavşaklarda kesişirler.
• İnformel ekonomi sektörü ile : zanaata girişte, ve / veya tefecilik yapanlar ile kayıt dışı çalışan pek çok tecimci, vb… informel ekonomi sektörü ile sosyal ekonomi sektörü belirli sınırlarda birbirleriyle örtüşürler.
• Kamusal ticari sektör (devletçi girişimler) ile : Pazarlama ve ihracatla görevli kamu ofisleri ve mağazaları üzerine eklemlenmiş olan kooperatifler ve köylü gruplaşmaları, kamu sektörü ile sosyal ekonomi önemli kesişme noktalarında buluşurlar.
• Özel mediko-sosyal sektörü ile : bu sektör, formel özel piyasada hizmetlerini pazarlayan doktorları, sağlık teknisyenlerini, hemşireleri, eczacıları,vb… bir arada bulunduran bir sektördür. Medikal kooperatif kabinleri, özel mediko-sosyal hizmetleri sektörü ile sosyal ekonominin kavşak noktalarında buluşurlar.
• Ticaret-dışı sektörler ile: sosyal hizmetlerin veya bakım hizmetlerinin kamu merkezlerine girişini garanti eden ve kamu fonlarından yardım alan “sağlık mutuelleri” , sosyal ekonomiyi ticaret-dışı kamu sektörü ile bütünleştiren tipik bir örnektir.

6. SOSYAL EKONOMİNİN AKTÖRLERİ

Sosyal ekonominin gelişmesinde rolü olan birbirinden farklı aktörleri tanımak, sosyal ekonomi tarihinin çizdiği bir çerçeve içinde onlardan ders almak gerekir. Tarih içinde sosyal ekonomi girişimlerinin başarısını iki koşul belirlemiştir :

1. “Gerçeklilik koşulu” : Bir sosyal ekonomi organizasyonunun kurulup çalışabilmesi için bunları kuran insanların sırt sırta, kucak kucağa , beraberce çalışma gereğini duyumsamaları şarttır. Başka bir deyişle sosyal ekonomi, her şeyden önce belirli kişiler grubu tarafından temsil edilen ihtiyaçlara yanıt arayan bir kurumdur.

2. “Toplumsal bağlaşım koşulu” (Condition de cohésion sociale) : sosyal ekonomiler genellikle ya oldukça kaderci-geleneksel toplumlarda, ya da kültürel veya toplumsal kimliği çok kuvvetli olan toplumlarda daha kolay çıkmış ve uygulamaya girmişlerdir (örnekler : kibbut’zlar, Mondragon Bask ülkesi kooperatifi, Belçika mutuel’leri, vb…).

Sosyal ekonomi kuruluşları dayanışma güvenceli gruplar teşkil ederler ve sağlık, çocuk bakımı-eğitimi, kadın-erkek ilişkileri,vb.. konularında bir dizi ilkeler benimserler. Bu ilkeler, gerçek sosyal ekonomi hareketinin ortak işaretleridir.

Sosyal ekonominin aktörleri genellikle bu iki koşulu dikkate alarak kimliklerini ve rolünü belirlemek durumundadırlar. Bu açıdan bakıldığında sosyal ekonomi aktörlerini iki başlık altında toplamak mümkündür : bir yanda temel aktörler, diğer yanda destek aktörler.

6.1. Temel Aktörler

• En temel aktör, bizzat toplumun kendisidir. Toplum sosyal ekonomi konusunda net ve açık olmalıdır. İhtiyaçlarını formüle etmek ve örgütlemek için temel kaynaklar (beşeri kaynaklar, finansal kaynaklar,…) sağlamak durumundadır. Bu ayni zamanda kendi inisiyatiflerini geliştirme ve uygulama ritmini de belirler.

• Mevcut sosyal ekonomiler : Mevcut modeller, yeni sosyal ekonomi modelleri için birer referans kaynağıdırlar. Mevcut organizasyonların faaliyetlerini, işleyiş şeklini ve kültürel birikimini hesaba katmayan stratejiler başarısızlığa mahkum kalırlar. Mevcut sosyal ekonomiler, tek fonksiyonlu veya çok fonksiyonlu organize olmuş olabilirler. Onların yapılanma biçimleri iyi değerlendirilmelidir.
• Sendikalar : sendikalar, sosyal ekonomi konusunda önemli roller oynayabilirler. Bu kuruluşlar , üyelerinin ve kamunun yanında kooperatifleri ve öteki sosyal ekonomi kuruluşlarını savunurlar, geliştirirler. Sendikalar, devletin ve işverenin yanında sosyal ekonominin yararlarını savunurlar, toplu pazarlık aşamalarında pazarlık çerçevesi içinde sosyal ekonominin desteklenmesi koşulunu öne sürebilirler.

6.2. Destek Aktörler

• Sosyal ekonominin uluslararası örgütleri : sosyal ekonominin uluslar arası düzeyde bölgesel ve küresel düzeyde bir çok kuruluşları bulunmaktadır. Başlıca bölgesel ağlar : Latin Amerika Kooperatifler ve Mutueller Konfederasyonu ; Asya ve Pasifik Bölgesel Tarım Kredi Birliği; Gambi, Gine –Bissaux – Mali – Senegal köylü Hareketleri Mübadele Carefour’u; Sahel’ de Altı S’ler; Başlıca uluslar arası örgütler : uluslar arası SickFound Federasyonları Birliği; Uluslararası Koperatifleri Birliği (ACI); Kredi Birlikleri Dünya Konseyi; vb.. Bu kuruluşlar, devletler ve devletler arası düzeydeki her türlü platformda sosyal ekonomiyi temsil ederler.

• Devlet : Gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda devlet, onlarca yıldan beri sosyal ekonominin motoru, öncüsü veya vasisi gibi düşünülmektedir. Devletin rolü şu noktalarda toplanabilir :
(a) sosyal ekonominin gelişmesini kolaylaştıran yasal ve finansal ortamı hazırlamak;
(b) kredi tedariki, bazı pazarlara giriş kolaylığı, formasyon gibi konularda kurumsal yapılar oluşturmak;
(c) sosyal ekonomide sivil kapsamlı ortaklık tasarımlarını hazırlamak, geliştirmek.

• Klasik özel işverenler :

(a) kendi girişimleri içinde örgütlenen tasarruf sandıklarına, alım kooperatiflerine ve yardımlaşma sandıklarına desteklemek;
(b) toplu pazarlıklar çerçevesinde sosyal ekonominin gelişmesi için getirilen önlemleri desteklemek.

• Kalkınma STK’ları : Bu kuruluşlar, sosyal ekonomi kuruluşlarından finansal pay alarak, teknik yardımlar yaparak, formasyon programlarına katılarak,vb.. ile küçük ekonomi projelerini (kooperatiflerin, dernek ve diğer gruplaşmaların projelerini) desteklerler. Ayrıca STK’ları, yenilikçi destek mekanizmalarını devreye sokabilirler.(Türkiye’den örnekler : Karaburun Kadınları Agro-Turizm Kooperatifi, İzmit fiskos kooperatifi,vb..) :
- uluslar arası alternatif ticaret formülleri (1994’de Ticaret Fuarları aracılığı ile Avrupalı ve Amerikalı ithalatçılar 50 milyon ECU (f.o.b.) değerinde bir ticaret gerçekleştirmişlerdir.
- Kooperatiflerarası ticari değişimler : kuzey ülkeleri kooperatifleri, özellikle Afrika ülkeleri kooperatifleri ile sebze ticareti gerçekleştirmektedirler.
- Sosyal ekonomiyi geliştirme konusunda çalışma yapan uluslararası kuruluşlar (örnek : IRED : Innovations et Resaux pour developpement).
- Banka organizasyonları arasında alternatif sosyal ekonomi finans sistemleri ( örnekler : RAFAD, Fransız Etik ve Dayanışma Vakfı, Belçika’da Alterfin ve Stimulus).

• uluslar arası kuruluşlar : pek çok uluslar arası kuruluşlar, sosyal ekonomiyi çeşitli yönden desteklerler . Başlıcaları : ILO ( Kooperatifler Bölümü), FAO (Kırsal organizasyonlar Bölümü), WHS (Tedavi ve Sağlık Finansman Servisi ), PNUD, Dünya Bankası , UNCHS (united Nations Center for Human Setlements).

7. SONUÇ

Gelişmiş ülkelerde olduğu kadar gelişmekte olan ülkelerde de, ne geleneksel özel sektörde, ne de kamu sektöründeki kadar net olarak sınıflandırılamayan çok sayıda organizasyonların bulunduğu, bunlara her yıl binlercesinin eklendiği görülmektedir. Kabul edilebilen hukuki statülerinin çeşitliliği ötesinde , bu kuruluşlar, genel olarak dernekçi (associatif) bir dinamik üzerine oturtulmuşlardır ve bugünün sosyal ve ekonomik sorunlarına göz önüne alarak, sivil toplum reaksiyonlarını daha çok bu kuruluşlar yansıtmaktadırlar.

Bu üçüncü sektör, ekseriya gelişmiş ülkelerde sosyal ekonomi nitelikli, gelişmekte olan ülkelerde de çok çeşitli adlarla, kalkınmada işbirliği için temel bir destek noktası teşkil etmekte, yerel toplumlarda bir dinamizmin oluşmasına ve yerleşmesine katkıda bulunmaktadır. Bununla birlikte , heterojen bir özelliğin gerçekliliği kadar, bazen özel veya kamu, formel veya informel, diğer ekonomi çevreleri ile sıkı bir etkileşim içindedirler ; ancak bu üçüncü sektörün kimliğini tam olarak bir çerçeve içine oturtmak oldukça güç görünmektedir.

Bu makalede sosyal ekonominin çerçevesinin kesin olarak çizildiğini iddia etmek güçtür. Ancak, bu sektörün varlığının kabulü gerektiğini vurgulayan pek çok örneklerin bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca sosyal ekonomi sektörünün aktörlerinin kimlikleri tartışılmış ve kavramlarını aydınlatacak ortamın özellikleri üzerinde durulmuştur. Aynı zamanda, dünyanın pek çok ülkelerinde gözlenen ekonomik sistemlerin büyük dönüşümleri sırasında, sosyal ekonominin gelişmesinin yeterince açık koşullara bağlı olduğu ve gelecek için bunlardan dersler çıkarılması gerektiğinin altı çizilmelidir.

Bununla beraber, kalkınmada işbirliği politikasının uygulanabilirliği bağlamında, sosyal ekonominin sınırlarlının ve potansiyelinin olduğu, özellikle emeği ile geçinen kesimlerin ekonomik sürece katılmalarında önemli bir sosyo ekonomik öğe olduğunun altını çizmek gerekir.


   
Copyright ©2006 tarimmerkezi.com- EGE İNTERNET YAYINCILIK MERKEZİ - 1401 Sk. No:22/8 Alsancak - İzmir
E-Posta:
Tasarım ve Programlama
GNOFT ARTWARE
tarimmerkezi.com web sayfalarında yer alan tüm görüntü, haber, makale, köşe yazıları ve diğer tüm yazıların sahibi tarimmerkezi.com'dur. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine göre tarimmerkezi.com'un yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz.